Siyasal İslam’ın Nadira ile imtihanı

Nadira Kadirova cinayeti, bardağı taşıran son damladır. Siyasal İslam’ın cibiliyetini anlamak isteyenin Nadira’nın güzel yüzünden yansıyan ışık ile evinde öldürüldüğü AKP’li vekil-askerin yüzünden yansıyan karanlığı karşılaştırması yeter. Toplum Nadira’nın devlet karanlığın yanındadır. Siyasal İslam bu karanlık kolektifleştirilemeyeceği için çökecektir.

Demek siyasal İslam’ın sonu bir AKP’li generalin elinden olacakmış…

Bir siyasal akımın, mensuplarından birinin karıştığı kuşkulu ölüm dolayısıyla çökmeyeceğini; kuşkular doğru çıksa bile bir yığın elma içindeki çürüğün yığının çürüklüğünün kanıtı sayılamayacağını söyleyenler çıkacaktır. Gerçekten de, eski AKP’li general ve milletvekilinin evinde “intihar ettiği” söylenen Özbekistanlı ev işçisi Nadira Kadirova’nın kuşkulu ölümü tek başına böyle bir iddiayı desteklemeye yetmeyebilir.

Ya daha çoğu varsa: örneğin Rabia Naz’ın kuşkulu ölümü, çocuğunun hakkını arayan babasının tımarhaneye kapatılması teşebbüsü; Sevim Tanürek’in öldürülmesi; Ensar Vakfındaki, Ümraniye kuran kursundaki tecavüz vakaları; 17-25 Aralık yolsuzluk kayıtları; kadın cinayetleri; giyim kuşam gerekçesiyle kamusal alanda kadınlara yönelik saldırılar; mal ve mülk gaspları; Rıza Zarrab vakası, “Atı alanın Üsküdar’ı geçmesi”; belediyelerdeki hırsızlıklar, bankamatik memuriyetleri; mezarlıklara yapılan örgütlü saldırılar; zırhlı araçlarda sürüklenen cenazeler; ölülerin başlarının kesilmesi; çocuklara yönelik infazlar; yakılan yıkılan kentler; cinayet aleti olarak kullanılan zırhlılar; Başkanlık rejiminin kendisinin “suç” üzerine inşası… Bunlar yeter mi, ya da yetmez mi?

Doğrusu, hepsi aynı siyasi akıma -siyasal İslam- mensup kadın,erkek, genç, yaşlı binlerce bireyin birbirini izleyen yıllar içinde işlediği “suç” ve “günahlar” o siyasi akımın toplumu kendisiyle birlikte çürütmekte olduğuna dair yeterince karine sunar. Siyasal İslam içinden yükselen yaygın ve hırçın eleştiri ve özeleştiri dalgasına bakarak çürümenin o cenahın gözünde de saklanamaz ve kabul edilemez boyutlara eriştiğini söyleyebiliriz. Gene de bu eleştiriler siyasal İslamın temelden çöküşünü çözümlemekten çok, AKP’nin popülaritesini, dolayısıyla iktidarını kaybetme tehlikesine dikkat çekmekle ilgili.

AKP hala Türkiye’de siyasal İslamın devlete yükselişinin başlıca kaldıracı, onun merkezi partisi. Birbirleriyle rekabet halindeki farklı siyasi İslamcı çevrelerin, hatta cihat peşinde koşan desperadoların dahi derdi AKP’nin iktidarının bekası. O yüzden eleştiriler, siyasal İslamın önde gelenlerinin başta kibir ve adam kayırmacılık olmak üzere oy kaybına yol açan davranışlarına yöneliyor. Konu siyasal İslam’ın iç çelişkileri. Ya siyasal İslam’ın iktidarının toplumun bütünüyle ilişkisi? Besbelli eleştiriciler de iktidar gibi toplumun siyasal İslam dışında kalanı yani “darül Harb”, olanların ne düşündüğüyle ilgisiz.

Oysa siyasal İslam’ın çöküşü tam da bununla, iktidarın “biz”den yani “darül Sulh” olanı “ötekiler” karşısında her ne pahasına olsun koruma mecburiyetinin yol açtığı çürümeyle ilgili. “Ötekiler”le bir arada yaşanan bir toplumun yarısından fazlasını “darül Harp” -gündelik siyasette terörist- sayan iktidar kendisini çürümeyi toplumun çoğunluğuna karşı savunma ve korumaya mecbur görüyor. Tayyip Erdoğan’ın fetvacıbaşı Hayrettin Karaman, siyasal İslamın başına geçtiği toplumla savaş yöntemi olarak yürüttüğü bu çifte hukukluluğu hadislere müracaat ederek meşrulaştırıyor: “İnsanların yalan söylemelerine izin verilen üç şey”den biri “savaşta gerekiyor olması”dır, diyor. Şimdi iktidarın yalana müracaat etmekteki fütursuzluğu daha iyi anlaşılabilir. Savaşta yalan serbest!

Siyasi İslam’ı çökerten yalnızca baş temsilcisi Erdoğan’ın kibri ve gösteriş merakı değil, devletin “ötekiler” ile “harb” ve “biz”den saydıkları ile “sulh” tesis ederken içine düştüğü onarılamaz çelişkiler. Her türlü baskıya, sansüre, şiddete ve zora karşın, devletin işleyişi gizlenemiyor. Siyasal İslam rızasını elde edemediği toplumla savaşırken her “suç”u, her “kusur”u, her “günah”ı ışık hızıyla haberleşiyor; her yeni suçla birlikte siyasal İslam toplum vicdanında DAİŞ’le aynı yere yerleşiyor.

Nadira Kadirova cinayeti, bardağı taşıran son damladır. Siyasal İslam’ın cibiliyetini anlamak isteyenin Nadira’nın güzel yüzünden yansıyan ışık ile evinde öldürüldüğü AKP’li vekil-askerin yüzünden yansıyan karanlığı karşılaştırması yeter. Toplum Nadira’nın devlet karanlığın yanındadır.

Siyasal İslam bu karanlık kolektifleştirilemeyeceği için çökecektir.
_______________________________
Yeni Yaşam Gazetesi, 3 Ekim 2019