Öcalan’ın Direnişi

Öcalan etrafındaki tecridi kıracak olan en önemli şey, varlığının ve fikirlerinin bu tecridi kırmaya değer olduğunun bilinmesidir. Öcalan’ın fikriyatının takdimi ve var oluşunun yarattığı imkanların mücadeleye dışarıdan bakanlara aktarılması için “Bijî Serok Apo”dan daha fazla bir şey söylemek gerekir.

Ertuğrul Kürkçü ve Ragıp Duran 1994’te Özgür Gündem gazetesi için Öcalan’la Şam’da gerçekleştirdikleri röportaj sırasında 

Komplonun 20. yılında İmralı Sistemi 10.BÖLÜM 
HAZIRLAYAN: ZÜLKÜF KURT 

HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, PKK Lideri Abdullah Öcalan çağımızın en büyük direnişlerinden birini verdiğini söyledi. Kürkçü, ‘’Öcalan direnirken onu tecrit eden, ona zulmeden, onu diri diri mezara gömmek isteyenlere bunun yol olmadığını gösteriyor’’ dedi.

Öcalan’a yönelik tecride karşı eylemlerin yetersiz olduğunu vurgulayan Kürkçü’nün sorularıma verdiği yanıtlar şöyle:

Öcalan’ın direnişini şöyle anlamak gerekir. Hakikaten, “büyük direniş” derken ifade edilen şey belagattan ibaret bir söz, kuru kuruya edebiyat değil. Çünkü şu an Öcalan, Türkiye’nin en uzun cezaevinde yatan siyasilerinden biri. Umarım oradan bir gün çıkacak ama ne kadar erken çıkabilse insanlık için o kadar iyi. Fakat orada kendisine uygulanan bu ağır tecrite karşı Öcalan direnirken iki şey oluyor. Birincisi onu tecrit eden, ona zulmeden, onu diri diri mezara gömmek isteyenlere bunun yol olmadığını gösteriyor, çünkü hiç bir baskı sonsuza kadar sürmüyor. Eninde sonunda bir nefes aralığı, bir ışık aralığı doğuyor ve oradan bir ses, bir nefes, bir ışık dışarıya çıkabiliyor. Öcalan, bütün direnişini bu fırsat için sürdürüyor. Bu fırsat doğduğu gün doğru pozisyon almak, doğru pozisyonu ifade etmek, doğru sözü söylemek ve kendisine yüklenmiş bulunan bütün misyonlara layık olmak.

Bütün sorumluluğu sırtında taşıyor

Çok sık işittik Öcalan’ın ağzından “dünyanın bütün yükünü sırtıma yıktınız” diye. Hakikaten bu yükü hissediyordu. Evet keşke daha güçlü ve organize biçimde bu yük paylaşılabilse ve verim çoğalabilseydi. Fakat yük hala Öcalan’ın sırtında duruyor ve Öcalan mitolojideki Atlas’ın dünyayı sırtında taşıdığı gibi bu meselenin bütün sorumluluğunu sırtında taşıyor. Kendisine atfedilmiş bu simgesel role herhangi bir leke sürülmeksizin “ben buradayım, burda duruyorum ve burada duracağım”ı hiçbir şey söylemeden de söyleyebiliyor ve yapabiliyor olma başarısıdır Öcalan’ın direnişi.

Sebat, sabır, nefse hakimiyet ve kendisine bakıldığında ne yapılacağı kadar ne yapılmayacağının da görüldüğü bir kutup yıldızı gibi yol gösterici bir ilkenin temsili rolünü sürdürmeye çalışıyor. Hakikaten çağımızın en büyük direnişlerinden biri Kürt halkının direnişi ve eğer Kürt halkının direnişi böyle bir tarihi değere sahip ise Öcalan’ınki de bu direnişin başındaki taçtır. Böyle düşünmek gerekir.

Eylemler yetersiz

Tecride karşı eylemlerin tecridin etkisiz kılınması açısından yetersizliği ortada. Zaten, yeterli olmuş olsa tecrit ortadan kalkabilirdi. Ben bunun konjonktürel bir sebebi var diye düşünüyorum. Yani çağın, zamanın, savaş zamanı olması ve savaş zamanında akla değil hırsa ihtiyaç duyuluyor olmasıyla ilgili bu. Dolayısıyla rejimin bir çözüm aralığı yaratmak manasında Öcalan’a ihtiyacı yok. Öcalan da onların savaş hırsını bilemiyor. Geçmişte Öcalan’ın tecridinin kırılması bakımından siyasi iradenin oynadığı rol az da olsa vardı ama o nedenle bugün bu rol oynanmıyor. Devrede eksik olan en önemli şey budur.

2013-15 arasında olduğu gibi bütün siyasi kuvvetler hep birlikte Öcalan’ın etrafındaki tecridin kaldırılmasını istemiyorlar. Şu an Öcalan’ın etrafındaki tecridin kaldırılmasını bir siyasi mesele edinen Kürtlerin özgürlük mücadelesidir, Türkiyeli demokratlar ve devrimcilerdir, dünyadaki devrimcileridir. Ne yazık ki, dünya devrimcilerden daha büyük. Çok geniş bir alanda sürüyor hak mücadelesi. Bu hak mücadelesinde bir kuvvet kaybına uğramış olduğumuz doğrudur. Bu özellikle dünyadaki büyük gericileşme dalgası ile yakından ilgilidir; Suriye ve Irak’taki savaş eksenleri çerçevesinde çatışan güçlerin hiçbirisinin Kürt halkının bir devrimci pozisyon, bir kurucu pozisyon kazanmasını istemiyor olmalarıyla ilgildir. Batının, Kuzey Amerika’nın, Güney Amerika’nın, Asya’nın, Afrika’nın demokratik ve entellektüel güçleri bu bakımdan mücadelenin gerisinde kalmıştır.

Batı’da entelektüeller arasında Öcalan’ı okuma arzusu var

Fakat bu şunu değiştirmez: Bizim burada tecridi kırabilecek bir entellektüel hamle, bir politik hamle, bir insanlık hamlesi yapmak için kuvvet biriktirme mecburiyetimizi ortadan kaldırmaz. Öncelikle Öcalan’ın şahsi varlığının ve fikriyatının değeri, anlamı, önemi üzerinde Türkiye’de özellikle Öcalan’la tarihsel bir ortaklık içerisinde olanların bir atılım gerçekleştirmesi, bir entellektüel güç olarak Öcalan’ın, bir fikir sahibi lider olarak Öcalan’ın, bir imkanlar siyaseti ustası olarak Öcalan’ın ortaya koymuş olduğu olduğu işlerin ve eserlerin sistematik olarak hatırlatılması, tanıtılması, bunun sadece Türkiye ve Kürdistan’da değil, bütün Avrupa’da, Asya’da, Ortadoğu’da, Latin Amerika’da, Afrika’da yapılması için çaba göstermek gerek. Doğrusu ben Avrupa’ya yaptığım seyahatlerde İtalya’da, Almanya’da, Fransa’da ve İngiltere de Öcalan’ın eserlerinin o ülkelerin dillerine yeni çevirilerinin yapıldığını, bu eserler etrafında o ülkelerin, o toplumların siyasi önderlerinin kanaat sahiplerinin, entellektüel önderlerinin toplanarak ciddi bir tartışma yürüttüklerinin görüyorum. Bunlar medyaya fazla yansımayabilir. Fakat diyebilirim ki, derinleşen bir Öcalan okuma arzusu var, Özellikle Batı Avrupa’da. Ortadoğu’da durumun böyle olup olmadığını bilmiyorum.

Ama neticede Öcalan’ın etrafındaki tecridi kıracak olan en önemli şey, onun varlığının ve fikirlerinin bu tecridi kırmaya değer olduğunun bilinmesidir. O nedenle bence Öcalan’ın fikriyatının takdimi ve onun var oluşunun yarattığı imkanların mücadeleye dışarıdan bakan insanlara aktarılması tecridin kırılması yönündeki en önemli hareket noktası olacaktır. O nedenle bizim “Bijî Serok Apo”dan fazla bir şey söyleyebilen bir kitle yaratmamız gerekir. Düşünce insanı, barış insanı, kadın özgürlüğü mücadelesinin erkek dünyasındaki savunucusu, devletsiz yaşam ve ekolojik, demokratik ve ahlaki toplum sözcüsü boyutlarıyla Öcalan’ı tanıtmaya devam etmek ve bu değerin diri diri mezara gömülmesine razı olunmaması gerektiğine dair herkesin kendi cephesinde bir tutamak edinmesine yardımcı olmak gerekir. Çabaları daha geniş bir alana taşımak gerekiyor.

Gramsci, Mandela

Konjonktür değiştiğinde herşey çok daha hızla gelişebilir ama faşizm koşullarında olduğumuzu söylüyorsak maalesef Öcalan’ın bugün Türkiye’de İmralı’daki durumu, Mussolini İtalyası’ndaki Gramsci’nin cezaevindeki durumuna benzetilebilir. Ama Öcalan’ın geleceğinin Gramsci’den çok Güney Afrika’da Mandela’nınki gibi olacağını umabiliriz. Bir gün bizzat kendi fikirlerinin gücü ile kendi cezaevi kapısını açabilecek anahtarı, o oradan kitlelerin eline verebilecektir. Ama bunun için hakikaten gayret göstermek gerekir. Bunun için örgütlü, çok yönlü, çok boyutlu ve çok katılımlı bir yeni süreç planlanıyordur mutlaka. Planlanmıyorsa da bunun planlanmasına yardımcı olmak gerekir. Sonuç almak için tabii ki, politik kanalların devrede olması gerekir. Çünkü cezaevi politik bir kurumdur. Bugün Türkiye’nin uyguladığı rehine siyaseti aslında pratikte bütün ülkelerin cezaevlerindeki mahkumlarının serbest bırakılması üzerine Türkiye ile pazarlık yürüttüğü yeni bir diplomasi çeşidi yarattı. Cezaevindeki Öcalan için Türkiye ile pazarlık yürütecek bir devlet olmayacak hiç ama onun tecritten çıkışı ve özgürlüğü için bir toplum tarafından sahiplenildiğinin görülmesi, gösterilmesi lazım ki, bunun üzerinden bir toplumsal ve politik müzakere yapılabilsin. Şu an devlet sahipleri ya da devletler tarafından korunanlar bu faşizmden, özgürlüklerini elde edebiliyorlar şöyle ya da böyle. Ama bir toplumun sözcüsü olanlar için bu kapı henüz açılmış değil. Çünkü toplumlar bu yönde henüz etkin olarak hareket etmiyorlar. O nedenle şu an Öcalan’ın tecridinin kırılmamış olması aslında bir başka şeyi de gösterir: Onun halklardan başka kimsesi yoktur. Ama bu uzun vadede de en önemli güvencedir.

Avrupa Erdoğan rejimiyle anlaşma içinde

CPT ve diğer uluslararası kurum ve kuruluşların bu konudaki sessizlikleri çok önemli ölçüde Avrupa hükümetlerinin Erdoğan rejimiyle bir uğursuz anlaşma içerisinde olmalarıyla ilgilidir. Her ne kadar  uluslararası kamuoyundan, medyadan, hukuk çevrelerinden, insan hakları kuruluşlarından Türkiye’ye yönelik çok sert eleştiriler geliyorsa da, uluslararası kurumları medya, insan hakları kuruluşları, hukukçular ya da insaniyet davası güdenler yönetmiyor. Devletler ve hükümetler yönetiyor.

Bu devletlerin Türkiye hükümetinden şu gün için beklediği iki şey var:
Birincisi, Türkiye’nin Suriye veya diğer İslam ülkelerinden gelen göçmenlerin Avrupa’ya geçiş yolu üzerinde çok güçlü bir kale olarak durması. Sınırların beton duvarlarla çevrilmesi, Kuzey Kürdistan’ın beton duvarlarla diğer parçalardan ayrılması da dahil olmak üzere karayollarının ve deniz yollarının tutulması, Türkiye’nin bir mülteci hapishanesi olarak muhafazası için Erdoğan’ın istediği her şeyi vermeye hazırdırlar.

İkincisi ekonomik çıkarlardır. Şu anki krizde dahi, Batı Avrupa aslında Türkiye’nin en önemli ekonomik partnerlerinden biri olduğu için Türkiye’nin krizini kendi krizi olarak görmektedir ve Erdoğan rejiminin krizden çıkışı onların kendi umutlarıdır da aynı zamanda. Bütün bu nedenlerle onlar Erdoğan ile işbirliğini sürdürebilmek için, dolayısıyla Erdoğan’ın onların çıkarlarını koruması için, onlar da Erdoğan’ın çıkarlarını kolluyorlar.

Erdoğan’ın birinci çıkarıysa Kürtlerin statü elde etmesini önlemektir, gerek Suriye’de gerekse de Türkiye’de. İkincisi de Kürtlerin politik mücadele kanallarının kapatılmasıdır. Dolayısıyla Avrupa devletleri ve siyasi kuruluşlar kendi taleplerinin karşılanması karşılığında Öcalan’ın iletişim kanallarının bir ada cezaevinde mühürlenmiş olmasını unutmaya ya da rafa kaldırmaya amadedirler.

En zayıf halka

Bunu geçtiğimiz yedi yıl boyunca Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisindeki tartışmalarda yakınen görme fırsatım oldu. Ancak şunu söyleyebilirim: Avrupa’da hükümetlerle toplum arasında sadece Öcalan’ın tecridi meselesi değil, Türkiye’yle ilgili bütün meseleler bakımından çok geniş bir açı oluşuyor. O yüzden bu yapılanın da sürdürülebilir olmadığını, iç çelişkilerle malul olduğunu; esasen Avrupa kamuoyunun, Avrupa halklarının hem Kürt meselesi hem Türkiye’deki rejim meselesi bakımından eskiden olmadığı kadar çok bizim eleştirilerimize açık ve yakın hale geldiğini söylemem mümkün. Fakat geride bu büyük çıkarların oynadığı uğursuz bir rol var.

Bununla birlikte bir önceki sorunun yanıtında söylediğim gibi eğer Avrupa kamuoyunda tecrit meselesi sistematik bir çabayla gündemleştirilebilir, bunun yaratacağı bütün sonuçlar, ikna edici bir biçimde aktarılabilirse, -Öcalan’ın özellikle 2013-2015 arasında oynamış olduğu muazzam dönüştürücü rol ve kapasite de hafızalarda olduğuna göre- Türkiye’yi yönetenlerin tecritteki ısrarının şimdiki kadar kolay kabul görmemesi de mümkün. Bunların hepsi çalışmak, anlatmak ve uygun kanallardan kendini ifade etmekle ilgilidir.

Son diyeceğim de esasen gerek Avrupa Birliğinin gerekse de ABD’nin, PKK’nin bir “terörist örgüt” olduğuna ilişkin tanımları kabul etmiş olmaları, Avrupa’da son derece önemli bir handikap olarak işliyor. Buna rağmen Türkiye’nin terörle mücadele yasasının ve terör tanımının aslında AB ve Avrupa Konseyinin özgürlük, siyasi serbestlik ve yurttaşlık hakları ilkeleriyle çatışan bir sığlıkta olması dolayısıyla bu konu da tamamen kapanmış değil. Bütün bu nedenlerle önümüzde yapılması gereken çok fazla iş var.

Strasbourg’da teslim edilen ve dünya çapında toplanmış 10 milyon imza aslında Öcalan’a özgürlük talebinin arkasında çok esaslı bir güç yığıldığını gösteriyor. Buna dayanarak mücadeleye devam etmek gerekir. Başa dönerek söyleyecek olursam Öcalan’a uygulanan tecrit, Türkiye Cumhuriyetinin kendi yasalarını her gün bir kere daha yeni baştan ihlal etmesi ve göz göre göre her gün, yeniden işkenceye devam etmesi ile gerçekleştirilebiliyor ama sonsuza kadar böyle devam ettirilemez. Tecrit hem iç hem uluslararası hukukta bir suçtur. Zincirin en zayıf halkası burasıdır. Buradan tutup hareket edilirse sonuç alınacağına eminim