Kürdün demokrasisi, Türkün cumhuriyeti

Muhalefet, Kürtlerle eşit haklı ortaklığı bir siyasal program düzeyine yükseltmeksizin bırakın Beştepe’ye girmeyi, Yenikapı’dan daha uzağa gidemeyeceğini hala bilmiyorsa, hiçbir şey öğrenmeyecek demektir.

RRojava’da gündelik siyasal yaşam: Komün Meclisi toplantıda

Türkiye, Cumhuriyetin 96. yıldönümüne “yurtta savaş, dünyada savaş” içinde girdi. Bir an önce olsun bitsin havasındaki resmi kutlamaların sönüklüğü ve pejmürdeliği kadar iktidar ve ana muhalefetin “kutlama” mesajlarının kuruluğu ve yönsüzlüğü de devlet ve toplum arasındaki kopukluğun açık bir yansısıydı.

Oysa Türkiye, Cumhuriyet kutlamalarının orta yerinde, büyük bir uluslararası krizin merkezine yol alıyor.

Kürtlerin Türkiye’deki özyönetim taleplerinin önünü kesmek için “çöktürme harekatı”nı sınır ötesine taşıyan Türk stratejisi geri tepiyor. Dünya, 29 Ekim’de Cumhuriyet’in bayramına eşlik etmiyor. Tersine resmi toplum 97. yıla ABD Kongresinin “Ermeni Soykırımcılığı” ve “Kürt katliamcılığı” suçlaması ve Cumhurbaşkanı ve sülalesine yönelik yaptırımlarıyla; Avrupa Parlamentosu’nun savaş ve insanlık suçları için yaptırım uygulanması çağrılarıyla; Arap Birliği’nin istilacılık suçlamasıyla giriyor. Bu çapta bir uluslararası tecrit hangi devlet olsa başını ağrıtır. 

Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bu durum, Cumhuriyet’in temel çelişkisinin, Türkiye’nin etnik, sınıfsal, kültürel ve cinsel çoğulluğuna mukabil Cumhuriyetin Türklük, Müslümanlık-Sünnilik, sermayecilik ve erkeklik üzerine bina edilmiş olmasının kaçınılmaz sonucu. 

Cumhuriyet, çok kısa sürede, en geç bir erken seçim zemininde bu temel çelişkiyi en azından siyasal düzeyde çözme iradesi gösteremeyecek olursa tarihinin en ağır “beka” meselesiyle bu kez gerçekten yüz yüze kalacak demektir. 

Türk modernleşmesi, “bir sınai-teknik devrimden bes­lenmeksizin, bir tarım-toprak devrimine dayanmaksızın, kendisi modern olmayan, bir ayağı toprakta, öbür ayağı ticaret ve faizcilikte duran bir toplumsal ucubenin -büyük toprak sahipleri ve geleneksel eşrafın- ağır, uzun ve sancılı bir süreçte sermaye sınıfına dönüştürülmesi”nden ibaretti. Cumhuriyet, Osmanlı Devleti’nin sermaye transfer usulü “Ermeni Soykırımı” zihniyetini, bu “ucube”nin sermaye açığını kapatmak ve onu iç pazarda rekabetten korumak için “mübadeleler” ve bütün “gayrimüslimleri” hedef alan “Varlık Vergisi” uygulamalarıyla sürdürdü. Kürtlerin ve Kürdistan’ın sömürgeleştirilmesi ve din bayrağı altında devlete bağlanması hedefiyse Kürt demokratik direnişi dolayısıyla sonuçlandırılamıyor ve Cumhuriyet, kaynaklarını, imkanlarını, enerjisini, neredeyse “yurttaşlar”ının yarısına yakınıyla yaşadığı varoluşsal çelişkiyi bastırmak için heba ediyor. Çelişkinin çözümünün demokrasisiz devlet olmadığı, İslamı devlete yamamakla çelişkinin daha da vahimleşeceği ortada.

Türkler, Cumhuriyetin 96. yılında içeriye bir kriz sundular: Kürt Belediye Eş Başkanlarını hapse atıp yerlerine ırkçı devlet memurları tayin ettiler; milletvekillerini, gazetecileri, bilim insanlarını hapsettiler; “muasır medeniyet” alemine zırhlı araçlarını, İHA’ların, tanklarını, helikopterlerden attıkları fosfor bombalarını, Selefi Araplardan kurdukları “vekil ordu”yu gösterdiler. Sonuçta  bütün uluslararası kurumlardan dışlanma eşiğine geldiler. 

Kürtler, Dünya Rojava Günü’ne girerken dünyaya en ağır darbeler altında bile sağlıklı kararlar alabilen, Rojava’da yaşayan bütün milletler, halklar, inançlar ve cinsiyetleri kapsayan özyönetimlerini -devletsiz demokrasiyi- sundular. Suriye’nin -ve Türkiye, Irak ve İran’ın- geleceğine ilişkin önerilerini tartışmaya açtılar. En büyük acıları bağırıp çağırmaksızın yaşamayı bilen kadın ve erkekler tarafından temsil edildiler. IŞİD ile kavgada canını esirgemeyen ama halklarını kitlesel yok oluşlar ve büyük badirelerden korumak için uzlaşmayı bilen ve herkesten saygı gören bir önderlik ortaya koymayı başardılar. Bütün dünya Kürtler’i “çağdaş uygarlık” timsali olarak bağrına bastı.

Türkiye 97. yılına bir cumhuriyet olarak devam edebilecekse bunun, geleceğini kendi deneyimleri ve yeni yaşam ve yönetim modellerini eşit haklı ortaklık dışında hiçbir şey talep etmeksizin paylaşmaya hazır Kürt özgürlük hareketiyle birlikte aramak dışında bir imkanı kalmadığını görmeli. Özellikle muhalefet, böyle bir gelecek perspektifine sahip olmaksızın, Kürtlerle eşit haklı ortaklığı bir siyasal program düzeyine yükseltmeksizin bırakın Beştepe’ye girmeyi, Yenikapı’dan daha uzağa gidemeyeceğini hala bilmiyorsa, hiçbir şey öğrenmeyecek demektir.
______________________________
Yeni Yaşam Gazetesi, 31 Ekim 2019