2018 bütçesi: Herşey Bürokrasi, Savaş ve Borç Faizleri için

Kürkçü, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2018 bütçesi üzerine yapılan genel görüşmede: “Bu bütçenin arkasında yanlış bir iç politika, yanlış bir dış politika, yanlış bir savunma politikası yatmaktadır.”  dedi. Komisyon tutanaklarını yayınlıyoruz.


ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; gördüğünüz gibi daha başlayış şeklimiz aslında sonucun nereye gittiği hakkında yeterince fikir veriyor. Açıklık, aleniyet, hesap verilebilirlik ilkeleri bakımından bütçemiz aslında Başkanın davranışı gibidir. Bu bütçeye baktığınız zaman rakamların size söylediği ile bu rakamları ayıkladığınızda ortaya çıkan hakikat birbirinden tamamen farklı. O nedenle, bu bütçe taslağının yorumlanmaya ve anlaşılmaya ihtiyacı var.
Sayın Bakan burada bütçesini takdim ederken iki yöne dikkat çekti özellikle. Birincisi, bütçenin büyümeye yönelik  olduğunu, ikincisi ise bütçeden en büyük payı eğitimin ve sonra sağlığın aldığını söyledi. Ancak hakikatlere baktığımız zaman gerçekte bu bütçenin neden bir büyüme sağlayamayacağını, bu büyümenin eğer olacaksa bütçe dolayısıyla ya da bütçedeki davranışlar dolayısıyla değil, bambaşka sebepler dolayısıyla belki olabileceğini, uluslararası piyasaların ve Türkiye’deki yerel piyasanın karş ılıklı ilişkilerinin içinden çıkacağını görüyoruz. Çünkü bu bütçe, aslında ne yatırımı ne istihdamı ya da ne üretken istihdamı ne üretken yatırımı ne de istihdam yaratıcı yatırımı bütçenin öngörmediğine dair son derece açık göstergeler sunmasına rağmen, bunun Sayın Bakan tarafından böyle okunmadığını hayretle görüyorum. Örneğin, deniliyor ki: “Bu bütçede en yüksek pay eğitime ayrılmıştır.” Oysa bütçede en yüksek payın, esasen, yatırımlar açısından Millî Savunma Bakanlığına ayrıldığı apaçık ortada. Millî Savunma Bakanlığının mal ve hizmet alım giderlerine ayrılan kaynak 20 milyar 329 milyon lira, Millî Eğitim Bakanlığının ise aynı kaynağı 8 milyon 693 bin liradır. Geri kalanları personel giderleri, sosyal güvenlik primleri, vesair harcamalardır. Dolayısıyla, ikisi arasındaki ilişkide kamu millî savunmaya yatırımı millî eğitime yatırımdan çok daha önemsemiştir. Bunu Sayın Bakan ile diğer meslektaşı, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek arasındaki olaya bakış ya da açıklama farklılıklarından da görmek mümkün.

Sayın Mehmet Şimşek “Türkiye önümüzdeki yıl savunma sanayisi ve Millî Savunma Bakanlığı için muhtemelen 17-18 milyar liralık ilave harcama yapacak. Net olarak motorlu taşıtlar vergisinden gelecek gelir 2018 sonrası alınacak araçlar da dikkate alındığında 2,8 milyar, ilave vergi artışının etkisi ise 2 milyar lira. Sadece savunma sanayisi harcamaları alacağımız tedbirlerin üçte 2’sine tekabül ediyor.” diyor ve şöyle devam ediyor: “İki seçeneğimiz var
bunu karşılamak için, ya daha çok borçlanacağız… Biz bir tercih yaptık, kamu ilave harcamalarını sağlıklı vergi gelirleriyle yapalım dedik.” Demek ki aslında önümüzdeki birkaç yıl içerisinde burada öngörülenden de fazla bir kaynak harcanacak millî savunma için. O zaman, bu tabloya baktığımızda, biz bütün kamu kaynağının en önemli bölümlerinin bürokrasiye ve askerî harcamalara gittiği gerçeği karşısında nasıl olabilir de üretken yatırımların, dolayısıyla büyümenin, dolayısıyla işsizliğe çare olacak şekilde istihdamın elde edileceğini düşünebiliriz? Aslında böyle olmadığı yatırımların mahiyetinden de son derece kolayca anlaşılabiliyor çünkü istihdam yaratan yatırımlardan çok, katma değer yaratan yatırımlardan çok, büyümeye etkisi olabilecek yüksek katma değerli yatırımlardan çok, esasen bir inşaat çevrimiyle bütün ekonominin döndürülmeye çalışıldığını, gerçek yatırımlar alanının esasen inşaat sektörü tarafından kapatılmış olduğunu görebiliriz. Zaten mantıken de sermayenin en kârlı alanlara kaymasından daha doğal ne olabilir? Bugün Türkiye’deki en kârlı yatırım alanları inşaat, madencilik ve enerji üretimidir. Dolayısıyla, bu iş kollarında, bu sektörlerde esasen yüksek katma değer değil fakat yüksek kâr
vardır. O kadar yüksek kâr vardır ki esasen, devletin, kamunun yani Hükûmetin bu inşaat yatırımlarını bütün muhtemel açıkla rını kamu bütçesinden karşılamak üzere desteklediği ortada. Osman Gazi Köprüsü geçiş ve ilave
yollar, üçüncü köprü, üçüncü havalimanı inşaatlarına baktığımızda, kamu kaynağının nereye gittiğini açıkça görebiliriz. Bunlar açık, ortada. Şimdi, bütün bunlar gözümüzün önünde dururken bu bütçenin büyüme yaratacağına, ikincisi, burada sivil alana yani eğitime ve sağlığa aslan payının gittiğine inanmamız için hiçbir sebep yok. Bütçe kendisi bunu söylüyor ve ayrıca, bütçede görülmeyen şeyler var. Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; neyle karşı karşıya olduğumuzu bilelim. Devletin güvenliğe ayırdığı pay çeşitli kalemlere dağılmış olduğu için net olarak görülemeyebilir ama Millî İstihbarat Teşkilatı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının payına ayrılmış bulunan bütçe 2017’de 64 milyar küsurdu, 2018’de 84,5 milyardan fazla; aradaki fark 20 milyar. Şimdi, bu aradaki 20 milyarlık fark aslında millî eğitime ya da sağlığa ayrılan payların toplamından bile fazla. Yani bunlara ayrılan pay, sonuç olarak millî eğitime ve sağlığa ayrılan paydan çok daha yüksek.
Şimdi, bir de görünmeyen savunma kalemleri ve görünmeyen savunma giderleri var. Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na motorlu taşıtlar vergisinden yüzde 18, veraset ve intikal vergisinden yüzde 25, gelir vergisinden yüzde 6 pay ayrılması düşünülüyor. Hükûmetin 2018 yılı için gelir ve kazanç vergilerinden elde etmeyi beklediği gelirin yüzde 6’sı 11 milyar 878 milyon lira. Yani bu söz konusu rakamlara 12 milyar lira daha eklenecek ve sonuç olarak giderek kabaran bir savunma bütçesiyle karşı karşıyayız. O zaman, sormamız gerekir, niçin, neden, Türkiye gibi kaynakları
sınırlı, üretken yatırıma OECD ülkeleri içerisinde belki de en çok ihtiyaç duyan, kendi borcunu borçla çevirmeye mahkûm olduğu için bu mahkûmiyetten çıkabilmek için azami tasarruf ve azami üretkenlikle yönetilmesi gereken bir
kamu bütçesine niçin bu kadar yüksek bir savunma yükü yükleniyor? Tabii, demin söylerken orayı da eksik bıraktım, aslında bu bütçeden aslan payını hazine alıyor çünkü 71 milyar 700 milyon lira faiz ödenecek sadece 2018 yılında. Yani bizim kamu bütçesinde en yüksek yatırım yaptığımız alan faizler. Şimdi, faizler ve güvenlik harcamalarının hemen hemen bütün enerjisini emdiği bir bütçe. Geri kalan bütün bütçenin de neredeyse yüzde 70’i personel giderleri ve sosyal güvenlik primlerine ayrılıyor. Yani militarizme ve bürokrasiye harcadığımız ve faizlere harcadığımızdan geri kalan ancak kamunun esenliği için harcanabiliyor. Böyle bir bütçenin istihdam veya büyüme
yaratması kendi başına, bundan bunun umulması bence iktisattan birazcık anlayan, üniversitede iktisat 1.0 okuyan herkesin bileceği bir şey ama halk zaten bunu kendi yaşantısından gayet iyi biliyor. O zaman, halka başka bir
öykü anlatmak lazım. Birinci öykü şudur: Gelirlerde eğer artış sağlanacaksa esasen kendi…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen toparlar mısınız. Buyurun.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Daha on dakika…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Kaç dakikam vardı Sayın Başkan?

BAŞKAN – On dakika verdim size, buyurun. On dakikanız doldu.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Bakın, Sayın Başkan, size bilgi verdik bu konuda. Grup başkan vekiliniz, AKP grup başkan vekili perşembe günü okuyacaktı, “Bugün vakti harcamayalım.” dedi, bir sorun vardı zamanla ilgili…

BAŞKAN – Doğru.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sizin talebiniz vardı.

BAŞKAN – Benim bilgim dışında.

GARO PAYLAN (İstanbul) – “Bunu salı gününe bırakalım.” dedi, “Ben Başkana bilgi vereceğim.” diye söyledi, size bilgi vermemiş. Fiilî olarak üyelerimiz, yalnızca perşembe günü sizin grup başkan vekiliniz okumadığı için olmadı.

BAŞKAN – Fiilî olarak üyelik diye bir şey yok yani.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Efendim, mevzu şu: Grup başkan vekilinize sorabilirsiniz.

BAŞKAN – Bakın, zaten beş dakika, müsaade eder misiniz. Beş dakika olan bir süreyle ilgili olarak biz zaten sizin vermiş olduğunuz bu bilgiyle sizin bilginize itibar ettik ve gerekli elastikiyeti gösterdik.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ama, grup başkan vekilinize itibar edin.

BAŞKAN – Ama arkadaşlar, burada dışarıdan gelen pek çok milletvekili arkadaşımız var.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Şimdi, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz Sayın Kürkcü.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Grup başkan vekilinize itibar edin. Hayır, sizin grup başkan vekiliniz okumadı.

BAŞKAN – Yani, diğer arkadaşlarımız… Bakın, Sayın Özdemir’de burada, bir az önce Sayın Sayek Böke konuştu yani Sayın Öztrak burada…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sözü kesilen benim, ben size şu yanıtı vereyim: Siz de biliyorsunuz ki yarın Mecliste okunacak ve ben…

BAŞKAN – Ben bilmiyorum, ben sadece Sayın Paylan’dan bilgi aldım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Şimdi, ben bunu söylediğime göre biliyorsunuz, ben, burada herkesin önünde yalan mı söyleyeceğim.

BAŞKAN – Sayın Paylan o bilgiyi verdi. Buyurun devam edin.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Başkan vekilinize sorun lütfen.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Peki, o zaman Sayın Başkan, fiilen durum buysa niye mesela beş dakikada sözümü kesmiyorsunuz?

BAŞKAN – Yani, bu geneli üzerinde görüşmeler olduğu için, arkadaşlarımızın düşüncelerini daha rahat ifade edebilmeleri açısından, Sayın Böke’ye de beş dakikada kendisine uzatma yaptım, diğer arkadaşlarımıza da… Buyurun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Yani, sizin hoşlanmadığınız görüşleri dinlemeye on dakika mı tahammülünüz? Yarından itibaren yirmi dakika dinleyeceksiniz ama…

BAŞKAN – Yok, onar dakika dinleyeceğim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hayır, yirmi dakika dinleyeceksiniz, o zaman ben…

BAŞKAN – On dakika dinleyeceğim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Herkes kadar dinleyeceksiniz veya…

BAŞKAN – Tabii ki dinleyeceğim tabii, doğrusu odur.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Şimdi, o zaman size şu kadarını söyleyeceğim.

BAŞKAN – Buyurun devam edin. Toparlayın buyurun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sizin sadece şu torba yasayla affettiğiniz vergi borcu büyük şirketlerin 5 milyar lira. Siz bu 5 milyar lirayı bu kadar kolayca…

BAŞKAN – O konuda da bir yanlış bilginiz var.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hiçbir yanlış bilgim yok, her şeyi doğru biliyorum.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – 4,5; 4,5.

BAŞKAN – O düzenlemeyi iyi incelememişsiniz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ben, her şeyi gayet iyi inceledim.

BAŞKAN – Yanlış bir bilgi üzerine hareket ediyorsunuz Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Her şeyi gayet iyi inceledim, bu hakikat apaçık ortada.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – İncelemediğiniz o kadar belli ki.

BAŞKAN – Bilseniz bunu böyle söylemezdiniz zaten. Buyurun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sizin tahsil edemediğiniz…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Kaç lira affettiniz Sayın Başkan buradan?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – O kadar belli ki incelemediğiniz.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Kaç lira söyleyin de bilelim. Bilemedik söyler misiniz?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Var efendim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Nedir söyler misiniz?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Burada imtihan mı ediyorsunuz siz beni.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Evet. Bilmiyorsunuz, beş dakikada…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, sizin süre verme yetkiniz yok, müsaade edin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Kamuya olan sosyal sigorta ve vergi borçlarını erteliyorsunuz.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, siz kaç lira affettiniz söyle de bilelim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Siz el sıkıştınız…

BAŞKAN – Sayın Bakanım…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Bekaroğlu, her zaman savunuyorsunuz, HDP’nin arka savunucusu musun sen?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Kaç lira, kaç lira? Büyük şirketlerin kaç lira borcunu sildiniz bilelim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sen niye HDP’yi savunuyorsun?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Kaç lira borcunu sildiniz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yönünü değiştir, bu tarafa gel, ya bu tarafa gel.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, müsaade eder misiniz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Neyse hakikatin yanında durmak kimseyi üzmez ya.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – HDP’nin üzerinden göstererek gayrimeşru hâle…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Her defasında… HDP’nin senin savunmana mı ihtiyacı var?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Kaç lira borcunu sildiniz büyük şirketlerin?

BAŞKAN – Sayın Bakan… Sayın Bekaroğlu, lütfen karışmayın. Sayın Kürkcü, buyurun devam edin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Kürkcü, kamuoyunun ve bütün Komisyon üyelerinin gözünün içine baka baka yalan söylüyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Doğruyu siz söyleyin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Bu yalan değil, bunun hakikat olduğunu siz benden iyi biliyorsunuz. Ne kadar vergi gelirinden vazgeçtiğinizi benden iyi biliyorsunuz.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Avukatlık yapma.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Kimsenin avukatlığını yapmadım.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, devam edin lütfen. Sayın Bekaroğlu, müsaade eder misiniz.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Ne demek avukatlık ya?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, bu “yalan” lafının geri alınmasını istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, müsaade eder misiniz. Siz devam edin efendim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Bu “yalan” lafının geri alınmasını istiyorum, yalan falan yok.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Doğru bir şey mi?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Doğru bilmiyor olsam bile siz bana böyle söylemezsiniz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Doğru bilmiyor değil, yalan söylüyorsunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ben size hiç yalan söylüyorsunuz demedim, sizin söylediklerinizi deşifre ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, müsaade eder misiniz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bile bile yalan söylüyorsunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sizin söylediklerinizi deşifre ediyorum; bütçe hesabınız böyle.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ucuz siyasetle… Burası Plan Bütçe Komisyonu, sizin yalanlarınıza aldıracak hâlimiz yok.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Siz savaş bütçesi yapıyorsunuz, bize bunu barış bütçesi diye…

BAŞKAN – Sayın Bakan, müsaade eder misiniz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Planınızı görüyorum, savaş planlarınız ortaya çıktığı için kızıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Bakan… Sayın Kürkcü, müsaade eder misiniz lütfen. Değerli arkadaşlar, lütfen müsaade edin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Plan Bütçe Komisyonunda bu tür siyaset ucuzluklarına…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Savaş planlarınızı deşifre ettiğim için kızıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü… Sayın Bakan, müsaade eder misiniz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok, siz üzülüyorsunuz, zavallılar.

BAŞKAN – Sayın Bakan, müsaade eder misiniz lütfen.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Millî Savunma Bakanlığına savunma güvenlik bütçesine bu ülkenin ne kadar ihtiyacı varsa gerekli kaynakları sonuna kadar ayıracağız. Siz gidin, bu kameralara hiç çekim
yapmadan birtakım yerlerde yaptığınız toplantıların görüntüleri getirin.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, bir müsaade eder misiniz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ben, her yerde açıkça konuşuyorum ne konuşacaksam.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Madem itham ediyorsun getir Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, lütfen devam et.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Böyle itham edilir mi ya, böyle itham edilir mi ya?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar, gördüğünüz gibi…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yalan söylemeyin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – …bütçenin, bütçe kurgusunun zayıflığı birinci vuruşta ortaya çıkıyor.

GARO PAYLAN (İstanbul) – İddianızı kanıtlayın ya.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Birinci vuruşta ortaya çıkıyor.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, siz devam edin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Zavallı ya.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Çünkü, bu bütçenin bu şekilde kurgulanmış olmasının asıl nedeni şudur. Kamuoyunun gözüne aslında bütçenin esasen savunma giderlerine dayalı olarak hazırlandığı söylenmiş olsa
herkesin soracağı şey şudur: Nedir kimle savaşacağız? Niçin bu kadar çok…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Neden rahatsız oluyorsunuz bu kadar kaynak ayırmamızdan?

BAŞKAN – Sayın Bakanım, müsaade eder misiniz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Çünkü üretken yatırımları önündeki en büyük engel budur.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, Hükûmet her planda, her fırsatta her türlü terör örgütleriyle mücadele için gereken kaynakları ayıracağını zaten söylüyor, onda bir sorun yok. Buyurun siz devam edin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde istihdamı engelleyen sizsiniz, doğu ve güneydoğuda terörü körükleyerek o bölgede yatırımları engelleyen sizsiniz.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Ya, yapma ya.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Size mi kalmış bu ülkedeki yatırımları engellemek?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Evet, bana kalmış.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Size mi?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Evet.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Vah zavallı, vah zavallı.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Barış müzakereleri yaparken ne kadar çok ihtiyacınız olduğunu bize hatırlayın.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, ama bu kadar olmaz ki ya.

BAŞKAN – Sayın Bakan, müsaade eder misiniz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Barışa herkesin ihtiyacı var.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yalana…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Yalan yok!

BAŞKAN – Sayın Bakan, siz bana müsaade edin buyurun.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Bağırma be, ne bağırıyorsun!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Bağırma!

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Burada bağırma yok.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ya, öyle mi? Siz bağırabilirsiniz, biz itiraz edemeyiz öyle mi?

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Bağırma, itirazını yapabilirsin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – “Yalan” diyene yalan değil demek hakkım var.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Bağırmadan konuş.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Siz de bağırmadan konuşun. Ne yapacaksın?

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin lütfen.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Ne yapacağımı görürsün.

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Ayıp ya.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Şuraya bakın ya, Meclis çoğunluğuna sahip olan parti muhalefeti bağırarak susturmaya mı çalışıyor.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sen konuşacağını konuş, ne edeceksin? Genel Kurulda konuşursun.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…Sayın Açıkkapı, lütfen… Sayın Çakır… Sayın Kavaklıoğlu, müsaade edin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Her yerde konuşurum.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Bari yalan konuşma.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Seninle eşit hakkım var. BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Dinliyoruz biz sessiz sedasız.

BAŞKAN – Arkadaşlar, dinleyin. Toparlar mısınız Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Toparlarım. Türkiye’nin esasen silahlanmaya, ordusuna ve güvenliğine daha çok
silah ve daha çok silah ve teçhizat almaya değil, Türkiye’nin yatırıma, özgürlüğe, eşitliğe, adalete ihtiyacı var. Türkiye’nin bugün izlediği dış ve iç politikanın sonucu olarak arttığını düşündüğü güvenlik riskleri karşısında
akıtmayı düşündüğü büyük servetlere mukabil pekâlâ kendi halkıyla, kendi toplumuyla, kendi komşularıyla bir dostluk anlaşması içerisine girebilir ve aslında Türkiye’nin bugün kendisini tehdit edeceğini düşünebileceği bütün
ülkelerle şu an bir balayı yaşıyor. İran’a karşı mı tedbir alıyoruz? Rusya’ya karşı mı tedbir alıyoruz? Suriye’ye karşı mı tedbir alıyoruz? Yunanistan’a karşı mı tedbir alıyoruz? Kime karşı tedbir alıyoruz da bir an da trilyonlarca lira,
milyarlarca dolar parayı yüksek teknolojili füze savunma sistemlerine ayırıyoruz? Bu soruların cevapları politikada ve diplomasidedir, ekonomide ya da bütçe değil. Bizim tartışacağımız şey, önümüze gelmiş olan rakamların alt
alta konulduğunda doğru mu toplanıp doğru mu çıkarıldığı değil, bu rakamların arkasındaki hakikattir. Bu rakamların arkasında içeride olağanüstü hâl rejimi, dışarıda ise bütün komşularla ihtilaf rejimi yatıyor. Bizim tavsiyemiz şudur: Bütün komşularıyla yeniden bir dostluk ve ortaklık, Kürt halkıyla yeniden barış ve çözüm müzakereleri ve uluslararası alanda da kurucu ve barışçı bir dış siyaset izlenmesi hâlinde ne bu kadar savunma harcamasına ihtiyaç olacaktır ne de bu kadar fazla paraya sıkılmış olduğu için sermaye dönsün diye vergi
gelirlerinden vazgeçmek gerekecektir. O yüzden, bu bütçenin arkasında yanlış bir iç politika, yanlış bir dış politika, yanlış bir savunma politikası yatmaktadır. Bunun, bu bütçenin esasen çok daha makul hâle getirilmesi sadece ve sadece iç politikadaki güvenlik eksenli uygulamalardan vazgeçmek, demokrasiye dönmektir.
Teşekkür ederim.