Latin Amerika’nın tılsımı
ABD’nin “arka bahçesinde” sadece “tek kutuplu dünya”ya meydan okumakla da kalmayıp, çok kutupluluğu bir kazanıma dönüştürerek “halk iktidarı”na giden yolları açmak talih ve fırsatlardan daha çoğunu gerektiriyor.
ABD’nin “arka bahçesinde” sadece “tek kutuplu dünya”ya meydan okumakla da kalmayıp, çok kutupluluğu bir kazanıma dönüştürerek “halk iktidarı”na giden yolları açmak talih ve fırsatlardan daha çoğunu gerektiriyor.
Evet, muhalefet “bize ne Anayasa’dan demesin”, halkı apolitisizme sevk etmesin ama muhalefetin bütün kanatları, güç muhalefetteyken mevcut yasalar ve mevzuat Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle tutarlı olacak biçimde otoriter hükümlerinden temizlenmedikçe herhangi bir “Anayasa tartışması”nın kapısını açmayacağını kararlı bir biçimde ortaya koymakla yükümlü olduğunu da unutmasın.
Çökmesi mukadder bir rejimin en sancısız biçimde saf dışı edilmesinin yolları arasında barışçıl yoldan rejim değişikliğine yönelik bir kamusal tartışmaya dahil olmak da elbette düşünülebilir ama, o rejimi yaşatmak tartışmanın terimleri arasında olmayacaktır.
“Şimdi artık Kürtlerin kurtuluşu, demokrasinin gerçekleşmesi, emeğin kurtuluşu bunların hepsi bir ortak hedefe doğru akıyor”. Medya Haber TV’de Ertuğrul Kürkçü’nün Erdal Er ile KCK’nin son bildirisi bağlamında CHP’nin siyasi konumunu tartıştığı söyleşinin video kaydı ve bant çözümü. Ertuğrul Kürkçü– 31 Mart ve sonrasında iki büyük düzeltme oldu bunu söyleyebilirim. BirinciRead More
Erdoğan’ın ümidi tarihin tekerrür etmesindedir. Ancak, onu 31 Mart’ta yenen akıl, bu kez politik kurumlardan değil, aşağıdan politikleşmiş toplumsal kuvvetlerden doğdu. Siyaset ne derse desin, artık siyasetin anahtarı toplumun elinde.
“Tek adam”ın çöküşünün bizi ilgilendiren en önemli sonuçlarından biri, Kürt sorununun barışçı ve demokratik çözümü bağlamında aslında hiçbir zaman -örneğin Güney Afrika’da apartheid rejiminin tasfiyesini sağlayan Mandela-De Klerk ilişkisindeki gibi- diğer “güçlü lider Öcalan”ın muadili olmayan Erdoğan’ın, artık böyle varsayılması için görünüşte de olsa hiçbir maddi ve politik temelin mevcut bulunmadığının çırılçıplak ortaya konulmuş olması.
31 Mart’a giden süreçte parti içi tartışmalarda stratejik olarak “AKP-MHP faşizmine kaybettirme” tezini savuna gelmiş olan eğilimlerin bunları kamuoyu önünde tekrar etmeleri karşısında telaşa kapılmak yerine, “Lenin olsa ne yapardı” diye durup düşünmekte fayda var. Bu ilkenin, çatıştığı teze üstünlüğü, sadece mantıksal ve hukuki parlaklığında değildi; aynı zamanda kendi çağının en gerici otokrasilerden birini yıkma ve en insanlığın tanıdığı en demokratik siyasal rejim olan “Şuralar İdaresi”ni (Sovyetler Yönetimi) kurmada tarihin testinden geçmiş olmasıydı.
Her zaman kendi yaşam ve özgürlükleri önündeki engelleri optimal tercihlerle aşmayı bilen metropollerin kent yoksulları ve emekçileri, yerel seçimlerin metropollerde rejimin üstünlüğüyle sonuçlanması olasılığının bir imkan da olabileceğine dair mesnetsiz yanılsamalar ile sahadaki gerçekler arasındaki gerilimi eninde sonunda tabanda güçlerini bir araya getirerek aşmanın yolunu bulacaklardır.