“Bu sıradan bir iktidar-muhalefet didişmesi değil, Türkiye’nin demokratik geleceği için önemli bir direniş”

HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, iktidarın CHP’yi yasa dışı ilan etme hedefinden çok, bölmeyi amaçlayan daha derin bir strateji yürüttüğünü belirtti. Bu stratejinin gerekçesinin, CHP’nin cumhuriyetin kurucusu, köklü ve etkili bir parti olması, giderek artan ve artma eğilimi devam eden toplumsal ve politik desteği olduğunu kaydeden Kürkçü, CHP ile doğrudan bir “savaş” içine girmenin iktidar bloku için son derece “maliyetli” olarak görüldüğünü ifade etti.

Kürkçü CHP’ye yönelik saldırılar eksenindeki son gelişmeleri ANF’ye verdiği söyleşide değerlendirdi.

Her muhalefet dinamiğiyle hesaplaşma

Kürkçü, iktidarın asıl planının CHP’yi bölmek, böylece diğer muhalefet güçleri ile CHP arasındaki olası ittifakları ve muhalefet sinerjisini ortadan kaldırmak olduğunu vurgulayarak, bu yolla her muhalefet dinamiğiyle ayrı ayrı hesaplaşmanın hedeflendiğini kaydetti.
CHP’nin yargı temelli saldırılarla 2028 seçimlerine kadar zayıflatılmasına yönelik bir stratejinin devreye konulduğunun altını çizen Kürkçü, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına Akın Gürlek’in atanmasıyla bu saldırının karargahının İstanbul olarak belirlendiğini görüyoruz. İstanbul, mücadelenin merkezi haline gelmiş durumda; başka kentler de önemli olmakla birlikte kavganın ön cephesi İstanbul. Mevcut plana göre, CHP’nin kendi içinde savaşa ve iç çatışmaya düşürülmesi hedefleniyor” dedi. 

AKP ve Kontrgerillayla işbirliği

AKP ve kontrgerilla ile iş birliği yapan bir CHP kanadının varlığına dikkat çeken Kürkçü, şöyle devam etti: “Gürsel Tekin başrol oynuyor, eski Hatay Belediye Başkanı ikinci sırada ve etraflarında toparlanmış heyetler bulunuyor. Genel Başkanlığı Özgür Özel’e kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu da geriden faaliyet halinde. Bir yandan sanki CHP’nin bekası için Özür Özel ile dayanışma içinde görünse de gidişat tersini gösteriyor. Rejimin bu fay hatlarına oynadığını, Aydın Belediye Başkanı örneğinde olduğu gibi çok önceden anlaşmalı olarak partiye iliştirilmiş başka unsurların da devreye sokulabileceğini gözlemliyorum. Başkalarının olup olmadığını bilemiyorum ama varsa AKP ve Erdoğan gerektiğinde bu unsurları stratejik olarak kullanabilir. Şimdilik, CHP’yi kendi iç sorunlarına çekmek ve partinin bütünlüğünü zayıflatmak amacıyla bu dinamiklerin devrede olduğunu görüyorum. 

CHP’ye yerleşitirilmiş mayınlar

Ayrıca, patlatılmak için bekleyen mayınlar gibi başka riskler veya sürprizler de olabilir. Böylece, bu fay hatlarından doğabilecek anlaşmazlıklar yoluyla partinin bütün kuvvetlerini bir noktada toplamasını önlemek; öte yandan sürekli olarak kanunla ihtilaf haline düşürerek, CHP’yi etrafında bir çatışma, kargaşa, cezaevi, şiddet, polis, gaz bombaları gibi böyle bir savaş tablosu önünde tutarak cazibe merkezi olmaktan çıkarmayı öngören çok esaslı bir senaryo işliyor.” 

CHP saldırılara karşı doğru bir hat benimsedi

CHP’nin buna karşı akıllıca bir mücadele sürdürdüğünü söyleyen Kürkçü, şöyle izah etti: “Esasen Türkiye’nin gündeminde birinci sırada olması gereken Demokratik Toplum ve Barış perspektifini reddetmeyip çözüm perspektifini benimseyerek, komisyonda yer aldı ve buraya çıpa attı. Daha önemlisi, şimdi başlayan bu gerilimi gerekçe gösterip bu çıpayı çözme önerilerini kabul etmedi. Özgür Özel’in beyanları bu anlamda çok önemli. Özel, hükümet ve Saray ile karşı karşıya gelinmesinden ötürü çözüm perspektifini reddeden bir konuma gelmeyeceklerini söyledi. Bu, ana muhalefetin, Kürtlerin demokratik siyasal muhalefeti ve Türkiye’nin muhalif demokratik güçlerin arasındaki bağın sürdürülmesi konusunda stratejik bir akla sahip olduğunu gösteriyor. 

“Rejimin bütünüyle kanun dışı olarak yürüttüğü saldırılara karşı CHP, doğru bir biçimde kitle seferberliğini devreye koydu. 19 Mart’tan bu yana hemen her gün Türkiye’nin farklı kentlerinde ve İstanbul’un ilçelerinde yapılan mitinglerle, kitlenin morali yüksek tutuldu, hapistekilere sahip çıkıldı. CHP hukuk mücadelesini sürdürmeyi, politik mücadeleyi alanlara taşımayı, gençleri, kadınları ve taşrayı seferber etmeyi başardı. Bu hamleler oldukça etkili oldu. Yozgat, Çorum Trabzon ve Rize gibi AKP’nin kalesi sayılan kentlerdeki başarılı mitinglerle CHP, iktidarı hedefleyen ana siyasi aktör olduğunu ortaya koydu. 

“CHP, iddialarından vazgeçmedi, tezlerini savunmaya devam etti ve karşıt güçlerin partiye çökmek üzere kullandığı kozları etkisiz hale getirdi. Bu süreçte, zamanında Bahçeli ve Erdoğan’ın Meral Akşener’in İYİ Partisi’ne yaptığı şekilde kolay yutulacak bir hedef olmadığını ortaya koydu. CHP, akıllı bir güç tarafından yönetildiği için kuvvetini ve inisiyatifini korudu.” 

CHP’nin rolü kritik ve merkezi

CHP’nin verdiği bu mücadelenin, Türkiye’de demokratik bir gelecek açısından büyük önem taşıdığını söyleyen Kürkçü, “Demokratik muhalefet güçlerinin, CHP’nin haklı olduğu tüm mücadele mevzilerini desteklemesi ve dayanışma göstermesi, hem gerçek bir ihtiyaç hem de doğru bir davranış olarak öne çıkacak. Genel tabloya bakıldığında, muhalefet ve sivil toplum açısından CHP’nin rolü kritik ve merkezi bir konumda bulunuyor” dedi. 

AKP’nin güvenlikçi Kürt Sorunu yaklaşımı

CHP’ye yönelik operasyonların hız kazandığı bir dönemde Kürt sorununun çözümüne yönelik Meclis’te komisyonun kurulmasının Cumhur İttifakı’nın çok istediği bir durum olmadığını belirten Kürkçü, şöyle konuştu: “Bu, hem DEM Parti’nin hem de CHP’nin ve CHP listesinden Meclis’e girip şimdi başka adlar altında yer alan partilerin talebiydi. Bu dinamikler istiyordu. Buna şeklen razı olmak zorunda kaldı AKP. Cumhur İttifakı, kamuoyunun bilgisi olmadan, daha çok güvenlik ve istihbarat temelli bir müzakere içerisinde, bu meseleyi örgüt ile devlet ilişkisi çerçevesinde götürmek, buraya hapsetmek istiyordu. Komisyon bunu topluma açtı. Bence en önemli mesele bu. Komisyon üzerinden topluma açıldığı zaman, bütün konuşmalarınızı, bütün eylemlerinizi toplumun genel çıkarıyla ilişkilendirmek zorundasınız. Dolayısıyla AKP bunu daracık bir güvenlik penceresine sığdıramayacak kadar geniş bir demokrasi, eşitlik, özgürlük ve medeniyet çerçevesine yerleştirmek zorunda. Bu, Kürt halkı açısından önemli bir kazanım, çünkü toplumun geri kalan bütün güçleri ve dinamikleri ile burada bir diyalog kapısı açılmış olacak. Abdullah Öcalan ve partiler de bir bütün olarak Kürt milletinin tezlerini buradan, meşru bir platformdan, halkın temsilcilerinin bulunduğu bir yerden topluma deklare edebilecekler.” 

Komisyonun en önemli işlevi

Komisyonun icraata yönelik kararlar alamadığı ve kanun çıkarma yetkisi bulunmadığını hatırlatan Kürkçü, şöyle devam etti: “Komisyonda karar almak için nitelikli çoğunluk gerekiyor; yani muhalefetin en azından bir kısmının katılmadığı hiçbir karar, komisyon kararı olamaz ama Meclis’te kanun teklifleri basit çoğunlukla oylanacak ve Cumhurbaşkanı’nın veto yetkisi de yerinde duruyor. Bu durumda, nihai kararların ortaya çıkacağı yer Saray olur fakat Saray, bu kararlar öncesinde toplumun Komisyona verdiği destekle kuşatılmış olacak. Komisyonun en önemli işlevi, devlet ile toplum arasındaki mesafeyi kısaltmak ve halkın desteğini teşvik edecek bir söylemi siyasete yansıtmakta.”

Gizlilik toplumsal kabul görmedi

Zaten devletin, bu işlevi zedelemek için Komisyonun ilk toplantısını gizli düzenlemeye çalıştığını ama sonuçta halkın durumu doğru algıladığını ve “gizli” yapılmasının etkisinin sınırlı kaldığını belirten Kürkçü, esasında Genelkurmay ve MİT’in Komisyonda boy göstermesini gerekmediğini söyledi. Savunma Bakanı veya İçişleri Bakanı’nın gelip Meclis’te konuşabileceğini  ya da Meclis Başkanı’nın ilgililerden bilgileri toplayıp Komisyon ile paylaşabileceğini kaydeden Kürkçü, “Rejim ise toplantıyı güvenlik ve istihbarat meselesi haline getirerek düzenlemiş oldu. Oysa esas mesele, toplumun temel ihtiyaçlarıydı. Olanlar, kimse için ‘bilinmeyen işler’ değildi. 40 yıldır süren savaş ve yaşananlar herkesin malumu. Kürt gençleri öldü, milyonlar yerinden edildi. Kürdistan boşaltıldı, göç edenlerin, kaybedilenlerin çocukları şimdi eğitimli bireyler, örneğin bir avukat olarak babalarının davasını sürdürüyor” diye konuştu. 

Rejim gündem maddelerinin sırasını değiştirme çabasında

Uzun bir tarihten sonra toplumun açık siyasete ihtiyaç duyduğunu ifade eden Kürkçü, şunları dile getirdi: “Komisyon, toplum ile devlet arasında kamusal bağlantıyı sağlıyor ve bu işlevini mümkün mertebe sürdürmeli. Özellikle DEM Parti, CHP, Gelecek Partisi ve DEVA gibi partiler, önceki çözüm sürecinden gelen deneyimlerle çözüm odaklı bir komisyon tezi oluşturabilir. Eğer bunu başarabilirlerse AKP’nin önüne bir çözüm paketi bırakılmış olacak ve bunun çözülüp çözülmeyeceğini göreceğiz. Komisyon olmasaydı bu tartışmalar toplumsal gündemin merkezine yerleşemeyecekti. Rejim, şimdi CHP’ye çözüm meselesini gündemde ikinci plana düşürecek şekilde yönelerek gündemin sırasını değiştiriyor, ortalığı karıştırıyor.”

İki ihtimal

“Rejim, muhalefetin Kürt kanadını etkisizleştiremeyince, CHP kanadının önüne engel koymayı planladı” diyen Kürkçü, bundan sonra iki ihtimal öne çıktığını söyleyerek, şöyle anlattı:

* AKP-MHP iktidarı çevresinde yer alan sermaye gruplarıyla, Türkiye’nin uluslararası bağlantı ve ittifakları devletin toplumu ezip muhalefeti susturarak rejim dayatmasının sürdürülebilir olamayacağını idrak ederek, egemen bloku 2028 seçimlerine kadar geçecek sürede çözüm ve uzlaşma yönünde atımlar atmaya yöneltebilir. Bu, pratikte Tayyip Erdoğansız bir gelecek tasavvuru anlamına gelir.  

* Rejim, Erdoğan-Bahçeli liderliğinde otokrasiyi sürdürmeye devam eder. Bu, rejimin kazanabileceği bir çatışma olamaz; çünkü toplumsal ve politik rıza mekanizması çalışmıyor. 2023’ten bu yana toplumda rejimin kendi ömrünü uzatması dışında AKP’lilerin bir bölümü dahil herkes kaybediyor ve bu kadar çok kaybedenin olduğu bir yerde rejimin rıza oluşturması imkansız. 

Muhalefet stratejik akılla hareket etmeli

Uluslararası konumu ve NATO ittifakı içinde kalmaya zorlanmış ve bunu kabul etmiş olmasının da rejimin küresel pozisyonunu bir hamlede değiştirmesini hemen hemen imkansızlaştırdığını vurgulayan HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, şunları ekledi: “Bu nedenle muhalefetin dik durması, uzağı görerek stratejik akıllı hareket etmesi ve dayanışmayı genişletmesi halinde, birinci ihtimalin gerçekleşebilirliği artacaktır. Bütün bu nedenlerle CHP’nin mücadelesini sadece partisel çıkarlar çerçevesinde dönen bir sıradan iktidar-muhalefet didişmesi olarak görmek yanlış olur, bu Türkiye’nin demokratik geleceği için önemli bir direniştir.”
_______________________
ANF, 9 Eylül 2025